Pazartesi, Mart 5

Bir Vampir Masalı

 (Açıkçası bu benim ödev yazım. Ama çok zevk alarak yazdığım için herkesle paylaşmak istedim. Not: Ben.Vampirleri.Seviyorum. Yine de 'birazcık' eleştiri yapmış olabilirim... Çünkü ödevin mantığı buydu :D)



  Günümüzde bir vampir modası aldı başını yürümekte.  Ama bu vampirler bizim bildiğimiz kanlı, ürkütücü vampirler değiller. Bunlar iyi niyetli, barışçıl ya da en kötüsünden sevebilen vampirler…  Hatta kitaplar göz önüne alınırsa aşklarıyla, sevebilme kabiliyetleriyle ve öfkeleriyle bizden daha çok insani özellik taşıyorlar.  Öyle ilginç yetenekleri var ki Dracula’nın yarasaya dönüşüyor olması solda sıfır kalıyor. Birkaç örnekle bu vampir modasını açıklamaya çalışacağım.
  Hepiniz Alacakaranlık serisini daha doğrusu efsanesini duymuşsunuzdur. Edward’la Bella’nın ölümsüz aşkı. Ama benim ilgimi çeken bu değil. Benim ilgimi çeken Stephanie Meyer’in vampirleri. Bu vampirlerin güneş ışığında hiç görünmemelerinin sebebi yanıp küle dönüşecek olmaları değil, hayır efendim, bunun sebebi parlıyor olmaları! Bunlar güneş ışığında parlayan, elleriyle kaya parçalayan, zevk için aslanlarla güreşen ve zarafetle geyiklerin boynunu koparan kehribar gözlü, nazik vampirler. Tabi işin içine bir damla kan girince tüm nezaket silinip gidiyor. Bir damla kanı görünce daha doğrusu koklayınca kendinden geçen vampirlerin en az beş yüz liseli kızın bulunduğu bir ortamda kimseyi öldürmemeleriyse bir mucize. Ah, unutmadan, bu vampirler insanlardan çocukta yapabiliyorlar, kim iddia ediyorsa ölü bir vücudun içinde yaşadıklarını, yanılıyor.
  Bir zamanlar Alacakaranlık serisinin Lisa Jane Smith’in yazdığı Vampir Günlükleri adlı kitaba ‘dikkat çekici ölçüde benzer’ yazıldığı dedikoduları dolaşıyordu. Bu kitabı okuduğumdan gerçekten benzer yanları olduğunu kabul ediyorum. Ama birkaç parçası ne kadar benzer olursa olsun birbirinden tamamen zıt uçtaki kitaplar. Bella ne kadar silik bir kızsa, Elena’da o kadar popüler. Çevresine ışık saçan bir kız ve tüm romantik hikayelerde olduğu gibi bir aşk üçgenin ortasında. Ne yazık ki bu aşk ilişkisinde üçüncü kişi bir yabancı değil, esas oğlanın erkek kardeşi. Aslında kardeşlerden ikisi de esas oğlan diyebiliriz.
Vampir günlükleri gerçekte 1994 yılında yazılmış bir seri. Ama bu seri ‘vampir akımı’ tamamen oluşmaya başlayıncaya kadar pek ortaya çıkmıyor. Daha sonraysa bu serinin dizisi çekiliyor. Vampir Günlükleri, şu anda üçüncü sezonu yayınlanan, Amerika’nın en popüler dizilerinden biri. Bunun sebebi ise senaryonun ve oyuncuların kalitesi. Bir diziyi  hem güzel kızlarla hem de yakışıklı erkeklerle doldurup, ortaya birazda macera ekledikten sonra ‘seyircinin ilgisini çekememe’ gibi bir durum söz konusu dahi olamaz.
Ama ne yazık ki kitap aynı yeteneğe sahip değil. Bunun en önemli nedenlerinden biri ana karakterin karakterden çok tipe benziyor oluşu. Güzel, zeki ve insanı yoracak derecede iyi kalpli. Asla öfkelenmez, asla sinirlenmez, hep affedici… Açıkçası üçüncü kitapta söz konusu karakterin meleğe dönüşüp kanatlanması beni birazcık bile şaşırtmadı.
  Söz konusu seri, dizinin çekilip, ünlü olmasından sonra devam ettirildi ve esas facia burada başlıyor. Smith’in doksanlı yıllarda yazdığı son kitap hafif bir bitirişe sahip. Devam ettirilebilir. Ama küçük bir aksaklık var ki insanın aklını başından alıyor. Yazılan son kitapta, öğrenciler liseden mezun oluyor ve balo yapıyorlar. Ama bu balo 1996 yılı mezuniyet balosu ve bu çocuklar 1996 mezunları. Ve bu arada ana karakter sürekli eski bir defter olan günlüğüne notlar alıyor. Diğer kitapta ise neler oluyor şöyle özetleyeyim.
Bizim kızın günlüğü bilgisayar günlüğü. Bu daha geçen sene 96 mezunu olan çocuklar kasabaları işgal altındayken cep telefonundan internete bağlanıyorlar.  Esas oğlanlardan birinin siyah bir Ferrari’si olduğunu da unutmamak gerek.  Aa şu işe bakın yılda 2008 oluverdi.
Eh işte, iki kitap arasında böyle bir fark yaşanınca insanın okuma hevesi de kaçıyor.  


  Masal dediğiniz şeyin, çocuklara yatmadan önce anlatılan, iyilik ve kötülük dersi veren ama güzel hayaller barındıran bir hikaye türü olduğunu herkes bilir. Ama gelin görün ki Vampir Akademisi serisinin ikinci kitabının üzerince kocaman harflerle ‘Bir Dampir Kış Masalı’ yazıyor. Her sayfada birinin öldüğü, yaralandığı ya da ‘ısırıldığı’, en sıkıcı kısmı vampirin bağışçısından kan içtiği yer olan bir kitabı masal olarak değerlendirmek ne kadar garip olsa da yayınevi böyle bir şey yazmayı uygun görmüş, bize söz düşmez.
Ah bir de bu yeni vampirlerin teknolojiyle bu kadar iç içe olması ürkütücü..
Vampir sevgilisi olan insan kıza mesaj atar.
  “Tatlım karnım acıktı..” Şimdi eğer kız bu kan verme işleminden hoşlanıyorsa(!) sevgilisine ‘Buraya uğrayıp bir ısırık almaya ne dersin?’ diye cevap atacaktır. Ama eğer kız bu işlemden hoşlanmıyorsa büyük olasılıkla bir baykuşa dönüşebilen sevgilisini baş düşmanını yemeye gönderecektir. İnanmıyorum demeyin, okudum.
Tabi öldüren ya da gündüzlerini mezarlıkta, toprağın altında geçiren vampirlerde var. Şahsen ben üzerinde gömlekle toprağın altına girmenin tabutta uyumaktan daha ürkütücü olduğunu düşünsem de  Charlaine Harris’in yarattığı, bu, insanların vampirlerden haberdar oldukları, vampirlerin sentetik kan içtikleri ve telapati gibi yeteneklerin, hatta şekil-değiştirenlerin yanı sıra perilerinde olduğu bu  dünyayı oldukça ilginç buluyorum. Kitabın diziye çevrilen şekli Vampir günlükleri gibi kitapla alakasız olup, cinselliği sürekli öne çıkarmakta. Ama yazarın yaratıcılığını ve anlatışındaki akıcılık ve ironiyi tebrik etmek gerek.


  Kısacası artık vampirler vampir değil, periler peri değil, düşmüş meleklerle ilgili olan kitaplardan bahsetmeye gerek bile yok. Yine de bu yeni akım kendi içerisinde gelişmekte ve belirli kişilere ulaşmakta. Biz vampire yeni yeni alışırken onlar dampirlere, moroi’lere geçiş yaptılar bile. Yine de vampir-insan aşkı konusuna bağlı kalıpta bu kadar az birbirine benzeyen eserin çıkarılması bir mucize. Her seferinde  başka bir dünyaya adım atıyor insan ama özet olarak artık vampirler iyi adamlar, insanlığa bizden daha bağımlılar, aynı şeyi insanlar içinde söyleyebilmeyi dilerdim.



Subscribe to Our Blog Updates!




Share this article!

4 yorum:

  1. Cadenta harika bir yazı olmuş canım. Umarım ödevinden çok yüksek bir not alırsın :) Sana yüksek not vermeyen öğretmenin aklına şaşarım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim canım :D Versin versin, bence de versin :D

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. ilk kez senden duydum ama biraz önce araştırdım, çok ilginç birine benziyor:D en kısa zamanda okumayı planlıyorum.. Bu kızı elde edememe lanetini aynı düşüş'te yapmışlardı ama o seri güzel değildi, bu daha güzelmiş gibi görünüyor.

      Sil

Return to top of page
Powered By Blogger | Design by Genesis Awesome | Blogger Template by Lord HTML